Yusuf, koca öküzü üç gündür aramadık yer bırakmamıştı. İlk aklına gelen, onun bir ziyana girip kolcular tarafından götürülüp tokata kapatılması olmuştu. Fakat elin ekilmiş tarlasına ziyana girmek, koca öküzün âdeti değildi. Bütün beraber yaşadıkları uzun senelerde ne Yusuf, ne de koca öküz, haram mal yememişti. Yusuf’un ümidi boşa çıkmadı. Koca öküz, ziyana girmemişti. Yusuf, üç gündür, köyüne, yakın çiftlikleri, dağ bayırı dolaşmış, önüne gelene koca öküzü sormuştu. Fakat bir türlü onun nehrin öte yakasına geçmeye niyetleneceğini hatırına getirmemişti. Nihayet bu sabah bu ihtimal zihnini kurcalamış, oğluna, “Sen, şu yakaya git” emrini vermiş, kendisi de nehrin bu yakasını tutmuştu.
Yusuf uzun zaman olduğu yerde kaldı. Neden sonra oğlu gelip yanına çökünce kendine geldi. Delikanlı, gözlerini dikmiş babasına bakıyordu. Boğuk bir sesle:
“Bulamadım. ”dedi. Baba da gözlerini dikmiş, bataklığın üzerinde dolaşan iki kartala bakıyordu.
“Ben, buldum!” diye mırıldandı. Genç adam, babasının baktığı istikamete döndü. Öfkeyle:
“Namussuz ne işi varmış suyun, batağın içinde?...”diye söylendi. Yusuf, dönüp oğlunun yüzüne baktı:
“Karşı yakaya geçmeye niyetlenmiş bir hâlde.”
Bu parça aşağıda romanlarıyla ilgili görüş belirten yazarlardan hangisine ait olabilir?