Edebî eserlerin bütünüyle bir fikir, felsefe veya ideoloji ile yüklü olmasını ve bunu açık bir şekilde okuyucuya iletmesini beklemek yanlıştır. Çünkü söz konusu istek ancak öğretici metinlerin yerine getirebileceği bir yükümlülüktür, edebiyatın değil. Fazla ideoloji sanat eseri içinde eritilmediği sürece sanatçıya ayak bağı olacaktır. Bununla birlikte “Fikir, düşünce, felsefe ve ideoloji edebiyatın dünyasına giremez!” gibi kesin bir kural da konamaz. Nitekim edebiyat da diğer bilimlerin yaptığı gibi başka bilimlerden faydalanır. Her türlü fikir, düşünce ve felsefi bakış; edebiyatın dünyasına yabancı kalmamak, edebî bir niteliğe bürünmek şartıyla edebiyatın içeriğinde yer alabilir.
Bu parça ile ilgili olarak aşağıda verilen yargılardan hangisi yanlıştır?
Romanda kişiler, belirli bir toplumsal çevre içinde ele alınır. Karakter çizme, tipleme yollarıyla verilir insan ögesi. Bu yönde de değişik tespitler ve düşünceler vardır. Sözgelimi Virginia Woolf’a göre çağdaş romancının görevi, insanın iç dünyasıyla ilgilenmektir. Dış dünyaya yönelen yazarlar gerçeği veremezler. Yapılacak iş, yeni anlatım yolları deneyerek kişilerin iç dünyasına yönelmektir. Çünkü insan yaşamının gerçekleri kişilerin içinde saklıdır.
Aşağıdaki yargılardan hangisi parçada anlatılanları destekler niteliktedir?
Bir felsefi ve edebî düşünce olan hümanizm, İtalya’da 14. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkıp modern kültürün en önemli unsuru olarak Avrupa’nın diğer ülkelerine yayılmıştır. Hümanizm, insanın değerini kabul eden, onu her şeyin ölçütü olarak tanımlayan, insanın doğasını, yeteneklerini, sınırlarını ya da ilgilerini konu edinen bir felsefedir. Rönesans ve hümanizmin edebiyat üzerindeki etkisi büyüktür. Edebiyat akımlarının doğuş temelini bu iki felsefe ve düşünce sisteminde aramak gerekir. “Bu hareket bütün dünya için, yeni bir uygarlık döneminin başlangıcı oldu. Hümanistler ve Rönesansçı aydınlar bugünkü Batı uygarlığının dil, edebiyat ve eğitim öğretmenleri oldular.”
Bu parça, aşağıdaki görüşlerden hangisini desteklemektedir?
I. Bireyin toplumun yaraladığı bir üyesi olarak sergilendiği öyküler yer almaktadır Korkuyu Beklerken’de. Toplum Oğuz Atay’ın “kişi”lerini etkilemektedir. Çoğu kez ruh sağlığı çeşitli derecelerde zedelenmiş kişilerdir kahramanları. Bu kişilerin bireysel gibi görünen sorunlarının gerisinde hep toplum vardır, tutunamamanın acısı ya da ayrıcalığı vardır. Garip bir biçimde dışa dönük kişilerdir bunlar. Yabancılaşmaları da dışa dönük bir yabancılaşmadır. Bu yabancılaşma gizli bir ironi ve özel estetik bir tavırla anlatılmaktadır eserde.
II. Durumu beğenmiyordum. Daha doğrusu, kendimi beğenmiyordum. Son günlerde sinirlerim gergindi, bir doktora bile gitmeyi düşünüyordum. (Başka meseleler yüzünden.) Uygun bir zaman seçti. (Bir kişi olduğunu düşünmek iyi geliyordu bana. İyelik zamirleri olmadığı gibi belki çoğul takıları da yoktur.) Bir kitapla oyalanmayı denedim, uzun aramalardan sonra Türkçe dil bilgisi kitabını buldum. (İnsanlar beni ne kolay etkiliyor.)
Bu parçalardaki altı çizili cümlelerde yazar aşağıdaki bilim dallarının hangisinden yararlanmıştır?
Birkaç karınca bir kanadın birer yanından tutmuş çekiştiriyorlar. (I) Sanıyorsun ki bu çekiştirmelerle kanat olduğu yerde dönüp duracak, bunu yuvalarına götüremeyecekler. (II) Kanadı epeyce döndürdükten ve çekiştirdikten sonra ince ucunu yuvanın ağzından sokuyorlar. (III) Bu sefer sanıyorsun ki bu kanadı yuvanın deliğinden içeri sokamayacaklar. Bu sanış da doğru çıkmıyor. (IV) Bu sanış doğru değildir. (V) Kanadın geniş olan yanı yumuşak olduğu için içerden çekince incelip delikten giriyor ve kayboluyor.
Yukarıdaki numaralandırılmış cümlelerden hangi ikisi yer değiştirdiğinde anlatım akışı sağlanmış olur?
İletişim; ne söyleyeceğimizi bilmek, bunu ne zaman söylemenin daha uygun olacağına karar vermek, en iyi nasıl söyleneceğini düşünmek, olayları basitçe anlatabilmek, akıcı bir dille ve karşımızdaki kişiyle göz teması kurarak konuşabilmek, dikkati yoğunlaştırmak ve verilen tepkiyi fark edebilmektir.
Bu cümledeki virgüller aşağıdakilerin hangisini birbirine bağlamıştır?
I. Belki bir insan hayatı, zaman fırınında ateşe attığımız bir kâğıt kadar çabuk yanıyor. Belki hayat, hakikaten bazı düşünürlerin dediği gibi bir oyundur. Küçük, ümitsiz savunmalardır hatta bir rüyadır belki.
II. Bana öyle geliyor ki insanoğlu, ezelden başlayıp öngöremediği ya da anlayamadığı bir geleceğe uzayan korkunç bir kör dövüşüne dalmış. Karşılaştığı her engeli yenmiş, biri hariç. İnsan sadece kendini yenemiyor.
Bu metinlerde yazarların “insan” ve “hayat”la ilgili görüşleri aşağıdaki bilim dallarından hangisiyle ilişkilidir?
(I) İslam İşbirliği Teşkilatı’nca 2016 yılı İslam Dünyası Turizm Başkenti seçilen Konya, turizmde farklı alanlarda çok sayıda alternatifi bir arada sunan bir kent. (II) Şehirle özdeşleşen Hz. Mevlana Türbesi ve her yıl uluslararası çapta yapılan Hz. Mevlana Vuslat Anma Törenleri, bu şehri ziyarete gelen yerli ve yabancı konuk sayısını artırıyor. (III) Müzecilik açısından da hayli zengin olan kent, Konya Mevlana Müzesi başta olmak üzere; Nasreddin Hoca Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Karatay Müzesi, Konya Arkeoloji Müzesi gibi çok sayıda müzeye de ev sahipliği yapıyor. (IV) Doğal güzellikleriyle de tanınan Konya’ya gelindiğinde, Beyşehir Gölü Millî Parkı ve Tuz Gölü, keyifle ziyaret edilerek hatıra fotoğrafları çekilebiliyor. (V) Konya dendiğinde akla ilk gelen yerlerden biri olan Meram Bağları da Konya gezisi dâhilinde mutlaka görülmesi gereken yerler arasında.
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde özel isimlerin yazımında yanlışlık yapılmıştır?
Aşağıdaki parçaların hangisinde evrensel değerlerden söz edilmiştir?
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde büyük harflerin kullanımıyla ilgili bir yanlışlık yapılmıştır?
Halk edebiyatımız, insanının çeşitli ruh hâllerini dile getiren zengin şiirlerle doludur.
“Ellerin mektubu gelmiş okunur, Benim yüreğime hançer sokulur.”
...
“Bu ellerin taşı hiç bana değmez, İlle dostun gülü yaralar beni.”
Bu konuyla ilgili daha pek çok örnek sıralanabilir.
“Anasının bir tanesini hor görmesinler.” gibi basit görünen bir dize bile yabancı yere gelin gidecek bir genç kızın kaygılı hâlini ne güzel dile getirmektedir.
Bu parçada verilen dizeler ve açıklamalarla edebiyatın hangi bilim dalıyla olan ilişkisi vurgulanmak istenmiştir?
– Haksız kazanç sağlayanı sevelim, değil mi? Laf mı bu? Edebiyatla uğraşmadığın belli! Hayır, bu adamları cezalandırmalı, toplumdan kovmalı!
Penkin’in önünde ayağa kalkan Oblomov birdenbire bir peygamber tavrıyla:
– Toplumdan kovmalı ha! dedi. Bu bozulmuş çamurda yüksek bir prensip olduğunu, bu düşmüş insanın gene de insan, yani kendin olduğunu unutuyor musun? Onu kovmalı mı dedin? Ama ne yapsan onu insanlıktan, tabiattan, Tanrı’nın rahmetinden dışarı kovabilir misin?
Bu parçada aşağıdaki kavramların hangisiyle ilgili düşüncelere yer verilmiştir?
Aşağıdakilerden hangisi Zemahşeri'nin Arapça öğrenmek isteyenler için kaynak niteliği taşıyan sözlük türündeki eseridir?
Tebriz (I) Doğu Azerbaycan’ın başkenti ve İran’ın dördüncü büyük kentidir. Şehir (II) kuzeyde Eynalı Dağı ile güneyindeki volkanik Sehent Dağı arasında kurulmuş. İpek Yolu üzerinde kurulu olan Tebriz (III) Bakü, Erzurum gibi önemli bir yerleşim merkezidir. Nüfusu 1 milyon 600 bin civarında olan şehir (IV) tarihi boyunca tüccarlara ev sahipliği yapmış. Bu şehir (V) yapısı ve tarihî eserleriyle dün olduğu gibi bugün de İran Türklüğünün merkezi konumundadır.
Bu parçada numaralanmış yerlerin hangisinde diğerlerinden farklı bir noktalama işareti kullanılmalıdır?
Kimi adam vardır ki sabahtan akşama kadar oturur ve düşünür. Onun bir hazine-i efkârı vardır, yani fikir cihetinden zengindir; kimi adam da vardır ki sabahtan akşama kadar ayak üstü çalışır, meselâ bir rençper, fakat yaptığı iş dört tuğlayı üstüste koymaktan ibarettir. Evvelki insan tembel görünür velâkin çalışkandır, diğer insan çalışkan görünür velâkin yaptığı iş sudandır. Zira birisi maneviyat ile zihin gayretiyle yapılan iştir; öbürü vücut ile bedenle yapılan iştir. Maneviyat daima daha âlidir, vücut sefildir. Yapılan işlerin farkı da bundandır.
Bu parçanın konuyu ele alışına göre edebiyatın hangi bilim dalıyla ilişkisinden söz edilebilir?
Kısa çizgi Türkçede cümle içinde ara sözleri ayırmak için ara sözlerin başına ve sonuna konur.
Bu açıklamaya göre “Hikâye ve romancılarımızın hepsi de eskiden şiir yazmaya çalışmış oldukları hâlde şiir konusunda kayıtsız ve vurdumduymaz oldukları öteden beri bilinir.”
cümlesinde kısa çizgi aşağıdaki yerlerin hangisinde kullanılmalıdır?
(I) Felsefenin yerinde gözü var edebiyatın, ikide bir bilgiçlik taslaması da ondan. (II) Filozofların dillerine bakınca felsefenin de edebiyata özendiği görülür. (III) Felsefenin çokbilmişliği edebiyatın mütevazılığına uymasa da ikisi de birbirinden ayrılamaz. (IV) Edebiyat felsefe tadı verir çok yerde, felsefe de edebiyata çalar zaman zaman. (V) Edebiyatta felsefeyi, felsefede edebiyatı bulduğumuz için de uygar insana yaklaşmış oluyoruz.
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde “benzemek, andırmak” anlamlarına gelen bir söz kullanılmıştır?
Günümüze kadar yazılmış Türkçe sözlüklerle ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
Dakikalar geçmiyordu ( ) gece yarısı sayılırdı. “Ah ( ) bu ne uzun gece ( )” diye düşündü. Havanın buz gibi etkisini iliklerinde duydu ( ) Kızağın bir köşesine sığınarak ısınmaya çalıştı ( )
Bu parçada yay ayraçla belirtilen yerlere sırasıyla aşağıdaki noktalama işaretlerinden hangileri getirilmelidir?
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde yay ayraç içindeki noktalama işareti bulunduğu yerde doğru kullanılmıştır?