Realizmin en önemli özelliği; gerçek olanı, gözle görülüp elle tutulanı tıpkı bir ayna gibi ifade etmesidir
Gustave Courbet, Romantisizm’i izleyen Neo-klasisizm akımının öncüsü ve kurucusudur.
Özgürlükçü düşüncesiyle birlikte Romantik sanat akımı da kısa sürede Fransa’dan tüm Avrupa’ya yayılarak resimden müziğe, edebiyattan felsefeye kadar bütün alanlarda etkin olmuştur.
Romantizm, 20. yüzyıl Avrupa’sının heyecan ve coşkusunu, özgürlük tutkularını dile getiren bir akımdır.
Neo-Klasik akım, ortamın elverişliği nedeniyle daha çok Fransa’da uygulanma olanağı bulmuştur. Bu yüzden bir bakıma Fransız ulusal üslubu sayılabilir.
Jacques Louis David devrimden hemen önce yaptığı Horace Kardeşlerin Yemini (Louvre, Paris) adlı ünlü tablosunda Yunan tarihinden alınmış bir konuyu işlemiştir.
Barok sanatın gölge-ışık karşıtlığına dayanan çarpıcı, içe işleyici dramatik etkisi giderek kaybolmuş ve yerini yumuşak hatta biraz gevşek bir üsluba bırakmıştır.
Barok çağın en ünlü heykelcisi Michelangelo ’dur.
Barok üslup, Rönesans üslubundan ayrı, hatta ona tümüyle karşıt bir sanat üslubudur.
Formların uzaması, Rönesans’ta kusursuz bir biçimde tanımlanmış olan insan anatomisinin -bilerek- bozulmaya başlanması, Maniyerist resmin bir özelliğidir.
Michelangelo’nun üç dalda da (resim, heykel, mimari) verdiği yapıtlar, Maniyerist üslubun tipik örnekleridir.
Toplumsal gerilimler ve sorunlar sanatçıları büyük ölçüde etkilemeye başlar. Bu etki, sanatçıların Klasik Çağın ve Rönesansın özelliklerine yakınlaşmalarına neden olur.
Altdorfer, modern anlamda ilk manzara ressamı sayılır
Sağlam, oranlı ve ayrıntılı bir biçimde verilmiş olan figürler, aynı zamanda Rönesans resminin temel özelliklerinden olan gölge-ışık olgusunu da sunarlar.
15. yüzyıldan başlayarak İtalya dışında da Rönesans üslubunun ana özelliklerinden biri olan “Natüralizm” gelişmeye başlamıştır.
“Kusursuz form”, “denge”, “uyumlu oranlar”, “Zarafet” resim ve mimarinin yanında 15. yüzyılın heykel anlayışında da geçerlidir.
Leonardo Da Vinci (1452–1519) resim alanında kuramsal çalışmalar yapmış dehadır.
Hemen hemen bütün büyük Rönesans ustaları, aynı zamanda büyük birer kuramcıdırlar.
Resim, heykel ve mimari; yapılan kuramsal çalışmaların da etkisiyle sanat niteliği kazanmaya başlar.
Rönesans İtalya’da yalnız sanat alanında görülür; sosyal yaşantının bütün dallarındaki hareketliliği, canlanışı içermez.