Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “gerek ... gerek” bağlacı kelime gruplarını birbirine bağlamaktadır?
(I) Şimdiye kadar hem hazırlık hem uygulama bakımından birkaç saati aşmayan etkinlikler paylaştık. (II) Bu sefer ise kütüphane şenlikleri, yıl sonu gösterileri, veli günü gibi vesilelerle daha uzun soluklu bir faaliyet planlamaktayız. (III) Örneğin bu cumaki buluşmamızda sizler için okuma alışkanlığınızı pekiştirecek bir uygulama gerçekleştireceğiz.
Numaralanmış cümlelerin hangilerinde hem edat hem bağlaç kullanılmıştır?
Eski zamanlardan bir padişah, kendi memleketinin toprakları üstünde yaşayan en zeki insanı bulması için vezirine emir vermiş. Bir oduncunun üç kızı varmış, aynı memlekette yaşayan. Bu kızların en küçüğü çok zeki imiş. Padişah, bir sürü aramadan sonra bulunan bu kıza, veziriyle otuz lira ve otuz arşın kumaş göndermiş. Ama vezir hem paranın hem de kumaşın yarısını kendine alıkoymuş, geriye kalan yarı para ile kumaşı kıza götürmüş. Kız hediyeleri alınca “Benim de bir haberim var padişaha, aynen nakledin.” diyerek şunları söylemiş: “Babam taktaklara, annem vakvaklara gitti. Büyük ablam çirkini güzel etmeye, küçük ablam biri iki yapmaya gitti. Ben de baş aşağı, baş yukarı yapıyorum. Padişahım ne İslam’dır ne başka.” Vezir bu cevabı padişaha nakledince padişah meseleyi çözmüş ve hırsızlık yaptığı için vezirini zindana attırmış. Meğer kızın dediklerinin manası şuymuş: Babam odun kesmeye, annem ördek gütmeye, büyük ablam gelin hazırlamaya, küçük ablam doğum yaptırmaya gittiler. Ben de fasulye pişiriyorum. Bana gönderdiğin hediyeler ne senin şanına uygun ne de bana yeter.
Bu parçanın dil ve anlatım özellikleri ile ilgili aşağıdakilerin hangisi söylenemez?
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde soru anlamı bir edatla sağlanmıştır?
Padişah, konuk ağırlamayı çok sever. Methi her yerde duyulan bir de aşçısı vardır. Bir gün çok sevdiği arkadaşları, evine konuk olur, aşçısından sofrayı donatmasını ister. Akşam olur, davetliler gelir, sofrada kırk çeşit yemek vardır fakat hepsi dilden yapılmıştır. Padişah bu duruma şaşırır. Başka bir gün padişahın tekrar misafiri gelir. Padişah aşçısına, “Bu sefer gelenler çok önemli insanlar değil.” der. Padişah, önemsiz dediği misafirlerine de dil yemeği hazırlandığını görünce şaşırır ve nedenini sorar. Aşçı, “Dil çok kıymetlidir, iyi kullanırsak yılanı deliğinden çıkarır. Kötü kullanırsak dilin hatasını hiçbir şey düzeltemez.” der.
Bu parça, dil ve anlatım özellikleri bakımından aşağıdaki anlatmaya bağlı edebî türlerden hangisine örnek olabilir?
Günün birinde, kurbağa ile fare arkadaş olmuşlar. Bir bahar mevsiminde kurbağa, fareye: “Gel, biraz gezelim.” demiş. Bunlar gide gide, bir ırmağa rastlamışlar. Kurbağa, farenin sudan geçemeyeceğini bildiği için ona: “Sen üzerime çık, kuyruğunu da ayağımla bağla. Böylece seni karşı tarafa rahatlıkla geçirebilirim.” demiş. Fare kurbağanın sırtına binmiş, tam suyun ortasına vardıklarında kurbağa suyun dibine doğru dalmaya başlamış. Elbette fare suyun içine girer girmez hemen boğulmuş. Ama kuyruğu kurbağanın ayağına bağlı olduğu için yine onun sırtında kalmış. Suyun yüzüne çıkan kurbağa sırtında fare ölüsü ile dolaşırken kartal yukarıdan fareyi görmüş ve kaptığı gibi dağın başına götürmüş. Fare kurbağaya bağlı olduğu için yüksek dağın zirvesinde kartala yem olmaktan kurtulamamış. Atalarımız ne güzel demiş: ........... -
Bu fablın sonunda boş bırakılan yere aşağıdaki öğütlerden hangisi getirilmelidir?
Bir gün Rüzgâr Güneş’le konuşuyormuş.
— Ben senden daha güçlüyüm, demiş.
— Öyle mi, demiş Güneş.
— Elbette, demiş Rüzgâr.
— Bunu sana göstereceğim. Bak şu aşağıdaki yaşlı adamı görüyor musun? Güneş eğilip bakmış.
— Görüyorum diye cevap vermiş. Rüzgâr gururla:
— Gör bak, onun ceketini çıkaracağım diye konuşmuş. Güneş:
— Peki o zaman, demiş. Haydi dene bakalım. Sonra bulutların arkasına çekilmiş. Merakla Rüzgâr’ı, izlemeye başlamış.
Rüzgâr bütün şiddetiyle esmiş. O estikçe yaşlı adam üşümüş. Üşüdükçe paltosuna sarılmış. Rüzgâr buna öfkelenmiş. Daha da şiddetli esmiş. Bu kez adam paltosunu daha sıkı tutmuş. O ne kadar şiddetli estiyse adam da paltosuna o kadar çok sarılmış. Çünkü çok üşüyormuş. Rüzgâr sonunda pes etmiş. Bu kez sıra Güneş’e gelmiş. Güneş bulutların arkasından çıkmış. Yaşlı adama sıcacık gülümsemiş. Yeryüzünü iyice ısıtmış. Adam pek sevinmiş. Yeryüzü ısındıkça adam da ısınmış. O da gülümsemeye başlamış. Artık paltoya ihtiyacım kalmadı diye düşünmüş. Ve paltosunu çıkarmış. Güneş Rüzgâr’a dönerek:
— Gördün mü, demiş. Nazik olanlar zorbalardan her zaman daha güçlüdür.
Bu parça fabl türünün aşağıdaki özelliklerinden hangisini temsil etmez?
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir edat isim çekim eki almıştır?
Aşağıdaki altı çizili sözcüklerden hangisi bağlama görevi üstlenmemiştir?
Bütün sevgileri atıp içimden,Varlığımı yalnız ona verdim ben,Elverir ki bir gün bana derinden,Ta derinden bir gün bana "Gel" desin.
(Ahmet Kutsi Tecer)
Bu dörtlükte geçen "yalnız" sözcüğünün görevi aşağıdakilerden hangisidir?
Ünlemin numaralanmış cümlelere kattığı anlamlar aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla verilmiştir?
Aşağıdaki dizelerin hangisinde bağlacın yazımıyla ilgili bir yanlışlık yapılmıştır?
Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak!
Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları
Yetmiş iki millet dahi Elin yüzün yumaz değil
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Yada olması gerekenler yanımızdakiler değildir
İKİ KATIR
Biri yulaf yüklü iki katır gidiyordu;Birinde tahsildarın paraları.Para taşıyan biraz fazla kibirleniyordu;Duymuyordu bile sırtındaki ağırlığı.Pek de edalı adım atıyordu,Çıngırağını şakırdataraktan.Derken bir kaç adam çıktı uzaktan.Haydutlar, para arıyorlardı;Para da yalnız memurun katırında vardı.Hayvanı yakalayıp durduttular;Katırcık dayakları yedikçe inliyordu;“Ne bekledim, başıma neler geldi diyordu.Şu arkadaş nasıl da sıyrıldı tehlikeden!Mahvolan, helâk olan sadece ben.Öteki: — Dostum, dedi yoldaşına,Her zaman rahat etmez büyük işler görenler;Sen de bir fakirin işini görseydin eğerBunun hiçbiri gelmezdi başına.”
Orhan Veli Kanık, La Fontaine’in Masalları
İki Katır adlı fablla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "da, de" bağlacının yazımıyla ilgili bir yanlışlık yapılmıştır?
Bu treni ilk kim nasıl gördü, duydu ........... okudu kimse öğrenemedi ........... herkesin emin olduğu tek bir şey vardı: Bunun çocuklarını uyutmak için çok güzel bir masal olması. Gerçek olup olmaması ........... yetişkinlerin umrunda ........... değildi, onlar zaten hayal kurmayı çoktan unutmuşlardı.
Aşağıdaki bağlaçlardan hangisi bu parçadaki boşluklardan herhangi birine getirilemez?
Numaralanmış cümlelerin hangisinde edatın cümleye kattığı anlam yanlış verilmiştir?
Bir memleketin birinde Sülün kız derler, bir kız varmış. Ne kimsenin bir tüyüne dokunur, ne de yerdeki karıncayı incitirmiş ama, Allah kalbine göre vermemiş yoksa... Günün birinde babasını elinden alınca bir korku gelip dalına binmiş:
“Ne bir dağda yağmurumuz var, ne bir bağda yaprağımız var; sönen ocağımızı ne ile yakacağız?”
Diye, düşündükçe düşünür; ömrünü, gününü tüketirmiş... Anası bu korkuyu gözünden okuyunca:
“A Sülün kızım demiş; ne diye kara kara düşünüp durursun? İki el, bir baş içindir; geçinmeyecek ne başımız var! Ben çulha dokurum; sen gergef işlersin; gül gibi geçinip gideriz...” (...)
Tasa Kuşu adlı masaldan alınan bu parçayla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
HOROZLA İNCİ
Bir horoz inci bulur, kuyumcuya gider:“Al, şuna bak, der,pırıl pırıl, ne özrü ne kusuru var.Fakat sen bana bir avuç mısır ver,benim işime o yarar.”Bir cahile bir kitap miras kalır.Adam kitabı alır,komşusu kitapçıya gider:“Bak, ne güzel kitap, der,fakat sen bana beş on kuruş ver,benim işime o yarar.”
Nâzım Hikmet, La Fontaine’den Masallar
Horozla İnci adlı fablla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde edat öbeği, yüklem görevindedir?
Numaralanmış sözlerden hangisi bağlama işlevine sahip değildir?